Karabaş Mah. Müneccim Arif Sk. 25/1 İzmit/Kocaeli

Tüketici Hukuku

Günümüzde her kişi, aynı zamanda tüketicidir. Herkes, asıl işi ne olursa olsun aynı zamanda kendi şahsı için herhangi bir ticari veya mesleki menfaat gözetmeksizin mal veya hizmet satın almak zorundadır. 

Bu noktada ülkemizin nüfusu da dikkate alındığında, her gün çok sayıda tüketici işlemi gerçekleşmekte ve bu işlemlerin birçoğunda taraflar problem yaşayabilmektedirler. 

Bu uyuşmazlıkların çoğu, ürünün veya hizmetin ayıplı olması, satıcı/sağlayıcının mal veya hizmete yönelik bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmemesi ya da tüketicinin şikayetleri karşısında yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumlarında gerçekleşmektedir. 

Bu durumlar; 

  • Satış sözleşmeleri
  • Eser sözleşmeleri
  • Hizmet sözleşmeleri
  • Tüketicinin müteahhit ve arsa sahibi ile yapmış olduğu satış vaadi sözleşmeleri
  • Bankacılık sözleşmeleri

benzeri sözleşmeler neticesinde gerçekleşmektedir.

Tüketici Alım – Satım Sözleşmeleri

Özellikle günümüzde yaygınlaşan internet üzerinden alışverişlerinin büyük bir çoğunluğu tüketici sözleşmeleridir. 

İnternetten ticari ve mesleki bir menfaat gözetmeksizin sipariş edilen giysi, dijital ve teknolojik aletler, günlük kullanım eşyaları ve benzeri siparişler, galeri veya araç bayilerinden şahsi kullanım amacıyla yapılan satış sözleşmelerinin tamamı tüketici işlemidir. 

Hayatımızın her alanında bulunan tüketici sözleşmelerinden kaynaklanan bu uyuşmazlıkların tamamında tüketici hakem heyetleri ve tüketici mahkemeleri görevlidir. Bu uyuşmazlıklar malın veya hizmetin ayıplı olması veya hiç sunulmaması şeklinde gerçekleşebilir.

Ayıplı Mallardan Kaynaklanan Sorunlar 

Ayıplı mal, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 8. Maddesinde ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan mal olarak tanımlanmıştır. 

Bu tanıma göre satın alınan malın; tüketiciye bildirilen özellikleri taşımaması, ambalaj veya etiketinde belirtilen özellikleri barındırmaması veya muadili olan olan malların kullanım amaçlarını karşılamaması durumunda, bu malı satın alan tüketicinin bu maldan beklediği faydayı azaltan veya ortadan kaldıran eksiklikler barındırması halinde malın ayıplı olduğu kabul edilmektedir. 

Aynı zamanda TKHK’de, Türk Borçlar Kanunu’ndan farklı olarak malın belirlenen sürede veya hiç teslim edilmemesini de temerrüt başlığı altında kabul etmeyerek, “Ayıpolarak kabul etmiş ve bu durumda da tüketiciye ayıptan kaynaklanan seçimlik haklarını kullanabilme imkanını sağlamıştır.

Her ne kadar Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190/1 maddesinde iddia edilen olaya bağlanan sonuçtan menfaat elde edecek kişinin bu iddiasını ispat yükümlülüğü altında olduğu hüküm altına alınmış olsa da; 6502 sayılı TKHK’nin 10. Maddesinde bu duruma bir istisna getirilmiş, malın teslim tarihinden itibaren 6 ay içerisinde ortaya çıkan ayıplarda, ürünün ayıplı olmadığını ispat yükümlülüğü satıcı/sağlayıcıya bırakılmıştır. Yani bu durumda tüketici malın ayıplı olduğunu ispat etme yükümlülüğü altında olmayacaktır.

Tüketiciden satın alınan maldan faydalanmasını etkileyen bu maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler sonucunda tüketicinin kullanabileceği seçimlik haklar aynı kanunun  11. Maddesinde şu şekilde sıralanmıştır;

  • Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,
  • Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,
  • Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,
  • İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme

Tüketicinin satın almış olduğu malın ayıplı olması halinde satıcıya bu taleplerden herhangi birini yöneltebilecektir. 

Sözleşmelerde daha uzun bir süre belirtilmediği takdirde ayıptan doğan seçimlik hakların kullanılma süreleri; malın teslimi tarihinden itibaren 2 yıl, konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallarda ise 5 yıl geçmekle birlikte zamanaşımına uğrayacaktır. Ancak bu ayıbın açık değil gizli bir ayıp olması, kullanımla ortaya çıkan bir ayıp olması ve satıcının bunu hile veya ağır kusur ile gizlemiş olması halinde bu zamanaşımı süreleri dikkate alınmadan tüketici seçimlik haklarını kullanabilecektir.

Ayıplı Hizmetlerde Kaynaklanan Sorunlar  

Ayıplı hizmetin tanımı 6502 sayılı TKHK’nin 13. Maddesinde sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmet olarak tanımlanmıştır. 

Aynı ayıplı malda olduğu gibi, hizmetin ayıplı olması da, tüketicinin kendisine vaat edilen özelliklerin hizmet içerisinde bulunmaması, tüketicinin o hizmetten makul olarak faydalanmasını etkileyen her türlü maddi, hukuki ve ekonomik eksiklikler olarak kabul edilebilir.

Hizmetin ayıplı olması halinde, tüketicinin kullanabileceği seçimlik haklar aynı kanunun 15. Maddesinde belirtilmiştir. Bu haklar şu şekildedir;

  • Hizmetin yeniden görülmesi
  • Hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı
  • Ayıp oranında bedelden indirim
  • Sözleşmeden dönme ve bedel iadesi

Tüketicinin almış olduğu hizmetin ayıplı olması halinde satıcıya yukarıda belirtilen haklardan birini kullandığını bildirmesi yeterli olacaktır. Hizmetin ayıplı olması halinde satıcı veya sağlayıcı kendisine bildirilen bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

Ancak yine bu hakların kullanımı hizmetin ifa tarihinin üzerinden 2 yıl geçmesiyle birlikte zamanaşımına uğrar, ancak bu ayıbın ağır kusur veya hile ile gizlenmiş olması durumunda tüketici bu zamanaşımı süresiyle bağlı olmaksızın seçimlik haklarını kullanabilecektir.

Tüketici Şikayetleri

Daha önceki bölümlerde de bahsettiğimiz üzere her bir vatandaşın tüketici olduğu günümüzde, her gün çok sayıda tüketici şikayeti gündeme gelmektedir. 

Tüketici hukuku alanı hala ülkemizde gelişmekte olan bir alan olmakla birlikte, tüketicilerin satıcı ve sağlayıcıları hukuka aykırı fiilleri nedeniyle şikayet mercileri gün geçtikçe çoğalmaktadır. 

Tüketicilerin bu gibi durumlarda haklarını arayabilmek adına parasal sınırlar ve diğer koşullar birlikte değerlendirilerek İl/İlçe Tüketici Hakem Heyetleri ve Tüketici Mahkemelerine başvurabilir; ayrıca satıcı ve sağlayıcıların bu hukuka aykırı eylemleri nedeniyle BTK, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ve benzeri kurumlara şikayette bulunabilirler.

Tüketici Avukatı

Başvuru sınırları, zamanaşımları, başvuru şekilleri ve daha birçok teknik konu nedeniyle başvurunuzda bir tüketici hukuku avukatından yardım almanız hak kaybına uğramanızın önüne geçecektir. 

Eksen Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak bünyemizde bulunan alanında uzman tüketici hukuku avukatlarımız ile bütün yargılama sürecini şeffaflık ve profesyonellikle takip ederek, en kısa yoldan çözüme ulaşmanız için ofisimizle iletişime geçebilirsiniz.

Tüketicinin tanımı 6502 sayılı TKHK’de “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre gerçek veya tüzel kişinin tüketici sıfatını kazanabilmesi için, tacir olup olmaması gibi durumların önemi olmaksızın, yalnızca ilgili mal veya hizmeti satın almasında ticari veya mesleki bir amacı olmamasına bakmaktadır.

Tüketici mahkemeleri, tüketici işlemleri sonucunda oluşan uyuşmazlıklarla birlikte, tüketiciye yönelik uygulamalar neticesinde ortaya çıkabilecek her türlü uyuşmazlığa ilişkin davalarda görevli olan mahkemelerdir.(TKHK md.73/1)

Tüketici hukukundan kaynaklanan ve tüketici mahkemelerinde görülen davalar konusunda dava türleri bakımından 6502 sayılı TKHK dahilinde herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Taraflardan birinin tüketici, diğerinin ise satıcı, sağlayıcı vb. olduğu durumlarda, aralarındaki tüketici işleminin türü dikkate alınmaksızın, bütün uyuşmazlıklar tüketici davası olarak kabul edilmekte ve tüketici mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Günümüzde en çok karşılaşılan tüketici hukuku davalarına sebebiyet veren sözleşme türleri; abonelik sözleşmeleri, mesafeli satış sözleşmeleri, sigorta sözleşmeleri, bankacılık sözleşmeleri, taşımacılık sözleşmeleri, devremülk ve devre tatil sözleşmeleri, simsarlık sözleşmeleri, bakım ve onarıma dayalı eser sözleşmeleri ve benzeri sözleşmelerdir.

Bu sorunun cevabı tüketici mahkemesindeki yargılamanın hangi ilde yapıldığı, davanın niteliği ve daha birçok duruma göre değişkenlik göstermektedir. Ancak çoğunlukla Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvurular, Tüketici Mahkemelerine yapılan başvurulardan daha erken süreçlerde sonuçlanmaktadır.

Tüketici mahkemesinde kendi başvurunuz veya avukatınız aracılığıyla yapacağınız başvuru ile dava açabilmeniz mümkündür. Ancak bazı yargı bölgelerinde tüketici mahkemesi bulunmaması mümkündür. Bu gibi durumlarda o bölgede bulunan Asliye Hukuk Mahkemeleri, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde ve tüketici işlemlerinden kaynaklı olarak açılacak davalara “Tüketici Mahkemesi” sıfatıyla bakmakla görevlidir. Yani başvurunuzu, başvuru yapacağınız yargı bölgesinde; adliyede Tüketici Mahkemesi bulunması halinde başvurunuzu doğrudan bu mahkemeye, bulunmaması halinde “Tüketici Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesine” yapmanız gerekmektedir.

Bununla birlikte değinilmesi gereken önemli husus, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a 22.07.2020 tarihinde eklenen 73/A maddesi ile tüketici mahkemelerinde görülecek olan davalar öncesinde arabuluculuğa başvurulma şartı getirilmiştir. Ancak aynı maddede arabuluculuk şartı aranmaksızın açılabilecek istisna uyuşmazlık türleri de belirtilmiştir.

a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar

b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar

c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar

ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar

d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar

türündeki uyuşmazlıklarda arabuluculuk şartı aranmaksızın, doğrudan dava açılabilecektir.

Tüketici mahkemelerinde dava açılabilmesi için yalnızca arabuluculuk şartının yerine getirilmesi veya bu şartın gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi yetmemekle birlikte, tüketici mahkemesinde dava açabilmek için uyuşmazlığın belli bir maddi bedelin üzerinde olması gerekmektedir. Yapacağınız başvurudaki maddi değerin tüketici mahkemesinin görev sınırının altında kalması halinde öncelikle Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılması gerekmektedir.

T.C. Ticaret Bakanlığı tarafından ilgili parasal sınır her yıl güncellenmekle birlikte, 2020 yılı için belirlenen hakem heyetleri başvuru sınırları; 6920 TL’nin altında kalan uyuşmazlıklara İlçe Tüketici Hakem Heyetleri, 6920 TL’den çok, 10.390 TL’den az olan uyuşmazlıklarda İl Tüketici Hakem Heyetlerinin görevli olduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda davanızın parasal değerinin 10.390 TL’nin üzerinde olması halinde arabuluculuk başvurusu sonrasında veya arabuluculuk şartı aranmayan dava türlerinden olan uyuşmazlıklarda doğrudan tüketici mahkemesine dava açabilecekken, parasal sınırın altında olan durumlarda doğrudan dava açamayacak; öncelikle İl veya İlçe hakem heyetine başvurmanız gerekecektir. Yine bu durumda da menfi tespit davaları gibi parasal sınırına bakılmaksızın doğrudan tüketici mahkemesinde açılacak davalar mevcuttur. Usule dayalı işlemler ve oldukça teknik olan başvuru süreçleri nedeniyle hak kaybına uğramamanız adına alanında uzman bir Tüketici Hukuku Avukatından hukuki destek almanız, teknik hatalar nedeniyle hak kaybına uğramanızın önüne geçecektir.

Tüketici mahkemelerine yapılan başvuru sonucunda görülen davalarda basit yargılama usulü uygulanmaktadır. Tüketici mahkemesine yapılacak başvuru neticesinde dava dilekçesi ve ekleri HMK’de yer alan zorunlu unsurları barındırması halinde mahkeme tarafından re’sen davalıya tebliğ edilecektir. Davalının ilgili dava dilekçesine iki haftalık süre içerisinde cevap vermesi veya cevap vermemesi halinde iki haftalık sürenin sonunda mahkeme tarafından duruşma günü tayin edilecek ve yargılama süreci devam edecektir. Dava ve cevap dilekçelerinde taraflar iddialarını destekleyecek bütün delilleri açıkça belirtmeli, başka yerlerden talep edilecek belgeler bulunması halinde bu belgelerin elde edilebilmesi için gerekli bilgileri mahkemeye sunmalıdır. Dava dilekçesinin mahkemeye sunulması ile birlikte davacı, davalının muvafakati olmaksızın iddia ve savunmasını genişletemeyecek veya yeni delil bildiremeyecek; davalı ise cevap dilekçesini sunması ile birlikte savunmasını genişletemeyecek ve yeni delil bildiremeyecektir. Bu kapsamda hazırlanacak dilekçe ve yapılacak başvuru neticesinde herhangi bir hak kaybına uğramamanız için alanında uzman bir Tüketici Hukuku Avukatından hukuki yardım almanızı tavsiye ediyoruz.

0 262 331 07 59
Logo
Pandemi döneminde alanında uzman avukatlarımız ile online danışmanlık sürecini hemen planlayabilir, yanıtını merak ettiğiniz sorulara 7/24 ulaşabilirsiniz.
This is default text for notification bar