Karabaş Mah. Müneccim Arif Sk. 25/1 İzmit/Kocaeli

Eksen Hukuk » Blog » Tapu İptal ve Tescil Davası

Tapu İptal ve Tescil Davası

Tapu iptali ve tescili davası, tescil işleminin hukuka aykırı olarak gerçekleştirilmesi, mülkiyetin yolsuz tescil sonucu malik gözüken kişiye devredilmesi, bu sebeple tescil işleminin düzeltilerek hukuka uygun hale getirilmesi için görülen dava çeşididir.

Bu dava ile gerek mevzuatımızda, gerekse tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve birçok uluslar arası sözleşme kapsamında en temel haklardan kabul edilen mülkiyet hakkının korunması, ve bu hakka yönelik hukuka aykırı müdahalelerin engellenmesi amaçlanmıştır.

Bu dava ile hakkı belirteceği sebepler dahilinde ihlal edilen kişi, tapuda malik olarak gözüken kişi adına tapuya yapılan tescil işleminin iptali ile gerçekte hak sahibi olan kişi adına tescilini talep etmektedir.

Davanın ve mülkiyet hakkının niteliği nedeniyle dava sonucunda hak mahrumiyeti yaşanmaması adına tapu iptal ve tescil davaları, kesinleşmedikçe icra olunamaz.

Bununla birlikte yine hak mahrumiyetine yol açılmaması adına dava süresince dava konusu taşınmazın devri ve benzeri işlemlerin yapılamaması adına, talep edilmesi halinde ihtiyati tedbir konulabilmesi mümkündür.

Tapu iptal ve tescil davası talep eden kişinin, tapu kaydı ve tescil işleminin hukuka aykırı olarak gerçekleştiğini ispatlaması gerekmektedir. Bu hukuka aykırılık aşağıda ayrıntısı açıklanacağı üzere muris muvazaası nedeniyle, taşınmazın aile konutu olması nedeniyle, irade sakatlığı ve ehliyetsizlik nedeniyle, vekalet ilişkisinin kötüye kullanılması nedeniyle ve ölünceye kadar bakma sözleşmesi nedeniyle tapu iptal ve tescili gibi sebeplerle meydana gelebilecektir.

Bu hukuka aykırılığın nasıl ve ne şekilde ispat edileceği, bu ispatta hangi delillerin kabul edilebileceği gibi konular, davanın açılma nedenine göre farklılık göstermektedir.

Hukuka aykırılığın niteliği, zamanaşımına ilişkin süreler, hangi delillerin ilgili davada ileri sürülebileceği ve daha birçok konunun oldukça teknik inceleme gerektirdiği de gözetilerek, herhangi bir hak kaybına uğramamak adına alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almanızı tavsiye ediyoruz.

Eksen Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak, tapu iptal ve tesciline ilişkin uyuşmazlıklarda gayrimenkul alanında uzman avukatlarımız ile müvekkillerimize hizmet vermekteyiz. İletişime geçmek için internet sayfamız üzerinden randevu oluşturabilir veya ofisimizle iletişime geçebilirsiniz.

Tapu İptal ve Tescil Davasının Nedenleri ?

Tapu iptal ve tescil davasının arkasında yatan beş farklı neden bulunabilir ve bu nedenleri aşağıdaki gibi detaylandırmak mümkündür :

Sözleşmede İradenin Sakatlanması Nedenlerine Dayalı Tapu İptal Davası

Yalnızca tapu devirleri için değil, genel olarak bütün sözleşmeler, sözleşmenin taraflarının sözleşmede kararlaştırılan edimlere ilişkin iradelerinin karşılıklı olarak uygunluk göstermesi durumunda kurulmaktadır. Bu kapsamda tapu devrine sebebiyet veren sözleşmeye ilişkin, taraflardan birinin iradesi hile, yanılma veya sözleşme üzerinde hata sonucu sakatlandıysa, bunun sonucunda yapılacak tescil yolsuz olacağı için bu sebeple tapu iptal ve tescil davası açılabilecektir.

Ayrıca hukuki ehliyeti bulunmayan kişilerin yapmış oldukları sözleşmeler hukuka aykırı olacağı için, bu kişilerin yapmış oldukları devirler de yolsuz ve hukuka aykırı olacaktır. Bu ehliyetsizlik yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya aşırı yaşlılık nedeniyle idrak yeteneğinin yeterince bulunmaması gibi durumlarda meydana gelebilecektir. Bu durumda da kişinin rızası olsa dahi ehliyetsiz olması neticesinde bir iradeden söz edilemeyeceğinden, tapu kaydının iptali talep edilebilecektir.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 1974/1 E. 1974/2 K. Sayılı ilamı ile hukukumuzda yer bulan muris muvazaası kavramına göre, miras bırakan kişinin, diğer mirasçılardan mal kaçırma amacıyla taşınmazlarının tamamını veya bir kısmını, hileli bir amaç doğrultusunda üçüncü bir kişiye devretmesi durumunda gündeme gelmektedir.

Bu durumda bu hileli davranış nedeniyle hak kaybına uğrayan mirasçılar, ilgili işlemin mal kaçırma amacıyla hileli olarak gerçekleştirildiğini, ortada bir satış iradesinin bulunmadığını ve olaya göre nitelendirilecek farklı hususlar gözetilerek tapunun iptali ile miras payları oranında kendi adlarına tescilini talep ve dava edebilecektir.

Temsil Yetkisinin Kullanılmasından Kaynaklanan Tapu İptal Davası

Taşınmaz sahibinin, taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunmak üzere üçüncü bir kişiye vekalet vermesi durumunda, bu temsil ilişkisi kapsamında taşınmazın hangi koşullarda, kime ve nasıl devredileceği vekilin sorumluluğunu belirlemektedir. Bu kapsamda vekaletin ve temsil yetkisinin kötüye kullanılarak, taşınmazın vekil eden kişinin zararına veya temsil yetkisi sınırları dışında kullanılması durumunda, bu yetkinin kötüye kullanıldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptali ve tescili davası açılabilecektir.

Aile Konutu Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

Eşlerin ve ailenin birlikte yaşamlarını idame ettirdikleri konut aile konutudur. Bu konutun eşlerden yalnızca birinin adına kayıtlı olması halinde, ilgili konutun satışı veya devrinin gerçekleştirilmesi, ancak diğer eşin rızası ile mümkün olabilecektir. Eşin rızası olmaksızın ilgili taşınmaz üzerinde ipotek tesisi yapılamayacağı gibi, satışı da gerçekleştirilemeyecektir. Eşin rızası alınmadan satış işleminin gerçekleştirilmesi durumunda, bu işlem ve tescil hukuka aykırı olacağı için, rızası alınmayan eş, ilgili tapu tescilinin iptali ve tescili için dava açabilecektir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinden Kaynaklanan Tapu İptali

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, çoğunlukla yaşlı veya bakıma muhtaç kimselerin, kendilerine üçüncü bir kişi tarafından ölene kadar bakılması halinde belirli bir edimi devretme yükümlülüğü altına girdiği, yazılı şekil şartına bağlı sözleşmedir. Bu sözleşmede, ölene kadar bakılan kişi, bu kapsamda üçüncü kişiye bir tapu devri öngörmüşse, kişinin ölmesi durumunda ölene kadar bakma sözleşmesi alacaklısı, mirasçılara tapu iptal ve tescil davası açabilecektir.

Aynı şekilde tapu devrinin ölene kadar bakma sözleşmesi alacaklısına devri durumunda, mirasçılar da ilgili sözleşmenin gerçeği yansıtmadığını veya sözleşme sırasında müteveffanın iradesinin sakatlandığını ya da akıl hastalığı bulunduğunu iddia ederek tapu iptali ve tescilini talep ve dava edebileceklerdir.

Tapu İptal ve Tescil Davası Nasıl Açılır ?

Tapu iptal ve tescil davalarında ilk olarak belirlenmesi gereken husus, iptali istenen tapu kaydındaki hukuka aykırılığın nedeninin tespit edilmesidir.

Tapu kaydının iptali ve tesciline ilişkin davalarda davalı, tapu kütüğünde malik olarak görünen kişidir. Bununla birlikte tapuya kaydedilmiş üçüncü bir kişinin hakkının da iptali isteniyorsa, o kişi de davalı olarak gösterilmelidir.

Dava dilekçesinde taşınmaza ait bilgiler, tescilin ne sebeple hukuka aykırı olduğu ve bu hukuka aykırılığın ne şekilde tespit edilebileceği açık bir şekilde anlatılmalıdır. Bununla birlikte dava dilekçesine taşınmaz ile ilgili bütün bilgi, kayıt ve hukuka aykırılığa ilişkin belgelerin eklenmesi, yargılamanın uzamaması adına fayda sağlayacaktır.

Hukuka aykırılık nedeni, davalı ve hukuka aykırılığın hangi delillerle ve ne şekilde ispat edileceği belirlendikten sonra, Hukuk Muhakemeleri Kanunu md.12 uyarınca tapu kaydının iptali ve tescili istenen taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilecektir. Bu davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin olarak yetkili olup, taraflar anlaşsa dahi davanın başka bir yer mahkemesinde görülmesini sağlayamayacaklardır.

Son olarak belirtmek gerekir ki, bu dava sonucunda verilecek kararlar kesinleşmedikçe icra olunamayacağı için, dava süresince hak kaybına uğramamak adına dava dilekçesinde ihtiyati tedbir talep etmekte fayda bulunmaktadır.

Tapu İptal ve Tescil Davası Ne Kadar Sürer ?

Tapu iptal ve tescil davalarının süresine ilişkin, davanın açıldığı yer, mahkeme yoğunluğu, taşınmazın niteliği ve daha birçok etken nedeniyle kesin bir sonuca varılamadığı gibi, kanunda öngörülmüş bir yargılama süresi üst sınırı da bulunmamaktadır. Ancak keşif, bilirkişi incelemeleri ve keşif gibi yargılama sürecin etki eden unsurların ortalama sürelerde gerçekleştiği ve başka bir olumsuzluk bulunmaması halinde 1 yıl ile 2 yıl aralığında ilk derece yargılaması sonuçlanmaktadır.

Tapu İptal ve Tescil Davasında Zamanaşımı

Tapu iptal ve tescil davaları, bir ayni hak olan mülkiyet hakkından kaynaklanması nedeniyle kural olarak herhangi bir zamanaşımına tabi değildir. Ancak taşınmazın iyi niyetli üçüncü bir kişiye devredilmesi gibi hak mahrumiyetine yol açabilecek durumların varlığı nedeniyle davanın, hukuka aykırılık öğrenildikten itibaren kısa süre içerisinde dava açılmasında fayda vardır.

Tapu İptal ve Tescil Davasında Görevli Mahkeme

Tapu iptal ve tescil davası, niteliği itibariyle taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve değeri gibi hiçbir unsuru dikkate alınmaksızın HMK md.2/1 uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülmektedir.  Bu davada, taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi kesin yetkili ve görevlidir.

Tapu İptal ve Tescil Davası Dilekçesi

KOCAELİ NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE

İHTİYATİ TEDBİR TALEPLİDİR

DAVACI :

ADRES :

VEKİLİ : Av. O. Cem ÇİÇEK & Av. G. Ece LEBLEBİCİ & Av.Fatih AKTULUN

ADRES : Karabaş Mh. Müneccim Arif Sk. 25/1 İzmit/KOCAELİ

DAVALI :

ADRES :

KONU : XXX(Hukuka aykırılığın nedeni yazılacak) nedeniyle tapu kaydının iptali ile müvekkil adına tesciline, tapu kaydı üzerine dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesi talebimiz hk.

AÇIKLAMALAR

  1. Davacı müvekkil ile davalı …… kardeş olmakla birlikte, müteveffa babaları ….. ……, Kocaeli İli, İzmit İlçesi, …. Ada, …. Parsel, …. Ada …. Parsel ve son olarak …. Ada …. Parsel’de bulunan arsa niteliğindeki 3 adet taşınmazı 15.10.2015 tarihinde tapu kayıtlarında görüleceği üzere satış olarak göstererek davalıya devretmiştir.
  1. Müteveffa babaları ……….’nin, davalıya devrettiği bu taşınmazlar haricinde herhangi bir malvarlığı olmayıp, vefatından 2 sene öncesinde müvekkile mal bırakmamak, kendisinden mal kaçırmak amacıyla bütün malvarlığını gerçeği yansıtmayan ve hukuka aykırı olan bir satış işlemiyle davalı ……’e devretmiştir. Müteveffa ……’nin ilgili tarihte herhangi bir malvarlığını satmaya ihtiyacı olmadığı gibi, davalının da bu taşınmazların tümünü satın alabilecek maddi gücü bulunmamaktadır. Ayrıca ilgili devir işlemi satış değil, bağışlama olarak gerçekleştirilmiş olup; müteveffanın mal kaçırma saikiyle bu işlemi gerçekleştirdiği dinleteceğimiz tanık beyanlarıyla da ispat olunacaktır. Nitekim taşınmazın değeri ile tapu kayıtlarında gösterilen değer arasında da ciddi ölçüde bir orantısızlık bulunmaktadır.
  1. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 1974/1 E. 1974/2 K. Sayılı 01.04.1974 tarihli ilamında da belirtildiği üzere, davalının ve müteveffanın bu hukuka aykırı işlemi sonucunda gerçekleşen tapu kaydının iptali ile müvekkil adına miras payı oranınca tesciline, dava sonuçlanıncaya kadar üçüncü kişilere devrini engellemek adına ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesi adına tarafımızca mahkemenize başvurma zarureti hasıl olmuştur.

HUKUKİ NEDENLER : TMK, KMK, Yargıtay Kararları, sair mevzuat

HUKUKİ DELİLLER : Tapu kayıtları, Veraset İlamı, Kolluk araştırmaları, tanık, keşif, bilirkişi, yemin, sair deliller.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda kısaca arz ve izah olunan nedenlerle, Kocaeli İli, İzmit İlçesi, ….. Mahallesi, …. Ada, …. Parsel, …. Ada …. Parsel ve son olarak …. Ada …. Parsel’de bulunan arsa niteliğindeki 3 adet taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payı oranında müvekkil davacı adına tesciline, üçüncü kişilere devrinin önlenmesi adına dava süresince ihtiyati tedbir konulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini vekaleten talep ederim…./…/2020

Davacı Vekili

Tapu İptal ve Tescil Davası Hakkında Yargıtay Kararları

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 1990/16315 E. 1991/2130 K. “… Mirasçısından mal kaçırmayı düşünen kişi bağışının (temlikinin) etkinliğini yitirmemesi için gerçek kastını gizleme çabası içine girebilir. Bu itibarla 1.4.1974 tarih, 1/2 s. İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında, taraf tanıkları, özellikle asıl görevli Asliye Hukuk Mahkemesine bildirilen davacı tanıkları yeniden çağrılmalı, açıklanan hususlar hakkında görgü ve bilgileri sorulmalı, miras bırakanın varsa sağlığında yaptığı sair temliki işlemlere ilişkin kayıt ve belgelerde getirtilmelidir.
Ayrıca, miras bırakanın mali durumu üzerinde durulmalı, temlik gününe tesadüf eden günlerde banka hesaplarına para yatırılıp yatırılmadığı araştırılmalı, bunun yanısıra, davaya konu taşınmazın gerçek değeri ile uzman bilirkişilerce saptanmalı ondan sonra toplanan bütün delilleri birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulmalıdır…”

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/14542 Esas, 2020/1011 Karar: “… Davacı, davalılar adına tescil edilen taşınmazın 6750 m²’sinin Hazine adına tesciline kararın kesinleştiği, ancak davalı taşınmazın tamamını diğer davalı şirkete satışıyla devretmiştir. Davacı, tescilin yolsuz olduğunu, davalı şirketin ise iyi niyetli olmadığını iddia ederek tapu iptali ve tesciline aksi halde tazminata karar verilmesini talebiyle asliye hukuk mahkemesinde dava açmıştır. Davalı, ilamın kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl boyunda karar infaz ettirilmemiş, zamanaşım süresi dolmuş olduğundan davanın reddini savunmuştur. Davalı şirket ise iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yargıtay, karada mahkemenin davalının 13.320,00 TL’ye tahsiline, diğer taleplerin ise reddi yönünde karar verdiğini saptamıştır. Mahkeme tarafından davalının taşınmazın tamamını diğer davalı şirkete temlik ettiği ancak ikinci el konumundaki kayıt maliki davalı şirket hakkında iyiniyet olgusunun aksini kanıtlar nitelikte davacının delil ibraz edilmediği gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığını tespit etmiştir. Mahkeme tarafından istek olmamasına rağmen davalıya ait olan 4.350 m²’lik kısmın tazminata karar verilmesi hukuka uygun bulunmamıştır. Dava değeri bildirilmesi halinde talep aşılması suretiyle daha yüksek bir miktarda tazminata hükmedilmesi isabetsiz bulunmuştur. Mahkeme bozma ilamına uymuş ve davanın kısmen kabulü ile 6.750,00 TL davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karara karşılık davacı ve davalı vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur. Mahkeme tarafından bozma kararına uyarak hüküm kurulması nedeniyle onama kararı verilmiştir…”

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/15416 E., 2020/907 K.: “…Davacıyı oğlu olan davalı, tapuya gitmeleri gerektiğini belirterek ne amaçla olduğunu bilmeden imza davacıya imza attırmıştır. Davacı, maliki olduğu taşınmazdaki payını davalı oğluna satış suretiyle devrettiğini, aynı gün içerisinde de davalı tarafından kendisine intifa hakkı tanındığını, bedel ödenmediğini, satış işleminin taraf muvazaası nedeniyle geçersiz olduğunu belirterek tapu iptal ve tescil davası açmıştır. Davalı oğlu ise davacının açmış olduğu davaya karşılık zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazında bulunmuş, ağabeyinin borçlarının kapatılması nedeniyle bu işlemleri gerçekleştirdiğini belirmiş, davanın reddini istemiştir.

Mahkeme tarafından hata ve hile iddiası kanıtlanmadığından davanın reddine yönelik karar vermiştir. Karara karşılık temyiz başvurusunda bulunulmuştur. Yargıtay, dosya incelemesinde mahkeme kararının hukuka uygun olduğunu tespit etmiş olduğundan onama yönünde karar vermiştir…”

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/15154 E. 2020/903 K. : “…Davacılar asliye hukuk mahkemesinde mirasbırakanın maliki olduğu taşınmazlarını davalı ikinci eşine satış suretiyle devretmiş olduğunu, devir amacının ise mirasçılardan mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olduğunu ileri sürmüştür. Davacılar mirasbırakının taşınmazları satmaya ihtiyacının bulunmadığını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ve miras payları oranında adlarına tescile karar verilmesini asliye hukuk mahkemesinde talep etmiştir. Davalı, mirasbırakanın taşınmaz devrini kendisine minnet duyduğundan gerçekleştirdiğini, mal kaçırma amacında olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkeme tarafından kurulan hükümde mirasbırakanın davalıya taşınmazı devretmediğini, diğer taşınmazı ise minnet duygusuyla temlik ettiğini, mirasçılara intikal eden başkaca taşınmazlar bulunduğunu belirterek mal kaçırma amacında olmadığı kanaatinde bulunmuştur. Tüm bu gerekçeyle mahkeme, davanın reddi yönünde karar vermiştir.

Yargıtay, dosya incelemesinde toplanılan delillere, hükmün yasal dayanağını, delillerin takdirini değerlendirmiş ve mahkemenin ret kararını hukuka uygun bulmuştur. Tüm bu nedenlerle mahkeme onama yönünde karar vermiştir…”

İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz. 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların yazılı delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, yazılı delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir. Somut olaya gelince; dava konusu … ada … parsel sayılı taşınmazdaki 18 nolu bağımsız bölümün davacıların mirasbırkanı … tarafından 26.10.2005 satış suretiyle davalılardan …’a devredildiği, …’un da 11.07.2008 tarihinde diğer davalı …’ya satış yoluyla temlik ettiği, davalılardan …’nin 28.10.2005 tarihinde Türkiye İş Bankası Erdemli şubesinden konut kredisi kullandığı anlaşılmıştır. Konut kredisinin çekildiği bankadan gelen müzekkere cevabında anılan 35.000,00-TL kredinin davacıların mirasbırakanı …’a ödendiği, kredi ödemelerinin kim tarafından yapıldığının tespit edilemediği bildirilmiştir. Davacılar çekişme konusu taşınmazın temlikinin inançlı işleme dayalı olduğunu, taşınmazın devrinden sonra alınan banka kredisini mirasbırakanlarının ödediğini iddia ederek dava dilekçesi ile bir takım banka dekont fotokopilerini dosyaya ibraz etmiş, ne var ki ibraz edilen dekontların okunabilir asılları dosyada bulunamamıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2019/1663 E. 2019/3078 K. : “…Hemen belirtmek gerekir ki; taraflar arasındaki ilişki ve çekişmenin çözüme kavuşturulması bakımından yukarıda değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı belge ile ispatı gerekmekte ve fakat böylesine bir belgenin bulunmadığı anlaşılmakta ise de; davacıların sunmuş olduğu dekontların bu ilişki ile bağlantılı olduğunun saptanması halinde delil başlangıcı teşkil edeceği ve çekişmenin giderilmesinde gözardı edilemeyeceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 202. maddesi hükmü gereğince delil başlangıcı sayılabilecek belgelerin bulunması halinde tanık dinletilmesinin mümkün olduğu açıktır. Aynı kanunun 227/1 maddesi; “Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf dahi yemin teklif edebilir.” şeklinde kat’i delil olan yemin teklifini düzenlemektedir. Davada taraflardan herhangi birisi istek ve savunmasının ispatı için takdiri veya kanuni(kesin) delillerden herhangi birisi ile birlikte hasmına yemin yöneltmiş olursa bu durumun ispatın yalnız yemine bırakıldığı, gösterilen diğer delillerden vazgeçildiği şeklinde yorumlanamaz. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeler Usulü, 6. Baskı, cilt 3, sh:2493) Bu durumda tarafın diğer delillerinden vazgeçmediği ve münhasıran yemin deliline dayanmadığı gözetilerek ilk önce diğer delilleri incelenir, diğer delillerle iddia veya savunma ispat edilemediği takdirde yemine başvurulur.

Hâl böyle olunca; öncelikle kredi ödemesine ilişkin dekontların okunabilir asıllarının ibrazının sağlanması, dekontların davacıların elinde bulunması hususu da gözetilerek delil başlangıcı niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi, bu nitelikte sayılması durumunda dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek çekişme konusu taşınmazın inançlı işlem kapsamında davalıya devredildiği kanaatine varılması halinde, kredi borcunun kim tarafından ödendiği üzerinde durulmak suretiyle, bu aşamada 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesindeki düzenleme de gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.

Davacıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, karar verildi…”

Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşabilirsiniz !

Yorum Bırakın

0 262 331 07 59
Logo
Pandemi döneminde alanında uzman avukatlarımız ile online danışmanlık sürecini hemen planlayabilir, yanıtını merak ettiğiniz sorulara 7/24 ulaşabilirsiniz.
This is default text for notification bar